26 Haziran 2011 Pazar

Veda

Yatağının kenarında, birbirine karışmış el yazısı ile bir gazete kağıdının üzerine karalamıştın. Benim söyleyecek sözüm yok üzerine sen söylemişsin o kağıdın üzerinde

Veda

Bugün ölmeyi öğrendim
Tıpkı senin gibi
Uzanıp göğsümün sağrısına
Sessiz sedasız düşmeyi
Uğultular toplamayı tepelerden
El etek çekmeyi hiç üşenmeden
En sıcak göğüsten
En kuytu kucaklardan

Bu gün öpmeyi öğrendim
Tıpkı senin gibi
Hiç öyle sağına soluna bakmadan
Hani neresinden gelirse de oradan
Tutkuyla
Tuzlu kokusuyla toprağı
yahut titreyen sedasız dudaklarını

Bu gün ben gitmeyi öğrendim
Kırılmayı, düşmeyi
Mendil yapıp yüreğimi
Camdan usulca sallamayı

Ağlamayın gayrı
Türküler yakmayın ardımdan
Bırakın çiçekler dallarında kalsın
Ben bu gün çatlamayı öğrendim
Kök salmayı
tutunmayı
Uç verip toprağın bağrından
Usulca yükselmeyi
Yani ben
-şaşırmayın ama-
Kocaman,
Devasa
Ellerimle
Sarıp hayatı
Çınar olmayı öğrendim
Altında ustaların yattığı

Bu gün ben siz olmayı öğrendim
Siz ben olamasanız da

Yani bu gün
Yani ben
İnatla öğrendim bir kez daha
Sevmeyi hepinizi

                       
  ALBATROS

22 Haziran 2011 Çarşamba

Uyandı

1 saat kadar önce kendine geldi. Sanki hiç bir şey olmamış, bir gün boyunca bilinçsiz kalmamış gibi. Tatlı tatlı gülümsedi . Bu kez basınç dışardan alınmadı üstelik bu ne büyük bir sevinç böyle. Küçülme ölçülebilir boyutlara ulaşmış. Ona müjdeyi verdim. Bana gülümsedi demek ilaçlara biraz daha devam edeceğiz dedi. Ilaçları sevmiyor. Yan etkileri çok ağır. Ama geçenlerde istifra ettikten hemen sonra bak dedi bana görüyorsun ya yaşamanın da bir bedeli var. Var yoldaş ve belki sadece bu sebepten isyan ederim sen zaten o bedeli ödedin daha ne kadar ödeyeceksin. Yine de hiç bir şey bu gece neşemi bozamaz. O iyi ve daha iyi olacak. Bir de benden bilgisayarını istedi. Bu gece vermedim ama somurtuyor. Blogumdan haberi var ve bakmak istiyor. Eninde sonunda görecek hatta göreceksin. Lütfen burayı okursan kızma. Benim yerime koy kendini. Sen tek başına kaldırıyorsun ama ben sen değilim. Kimse duymasa da bilmese de birileri ile paylaşabilme ihtimaline bile muhtacım. Tek başıma gücüm yetmiyor. Umarım anlarsın. Hem ben mutluyum dostum.

Uyandı

21 Haziran 2011 Salı

Albatros düştü



            Albatros düştü. Söyleyecek sözüm yok şu anda. Bağırmak istiyorum olmuyor. Ağlamak istiyorum. Gözümden akan yaş ama yeterli gelmiyor. Bir anda oldu. Her şey iyi gibiydi. Hatta bir küçülme olduğu söylenmişti. Biraz yazı yazdı. Hatice karakterini öldürmüştü. Neden hemen öldürdün dedim. Vaktim kalmadı Sevgi dedi. Çabuk bitirmeliyim. Bu sözüne çok kızdım. Daha vakit var dedim. Her şey düzelecek dedim. Gülümsedi. Rahat ol. Ben direnmeye alışığım, hemen teslim olmam dedi. Doğruydu da. O Albatros ki …….  Cehenneminden adını bile söylemeden çıkmış birkaç insandan biridir. O Albatros ki en sevdiği bir gece vakti ensesinden vurulduktan sonra bile yaşama tutunmuştur. Elbette yenecekti.  Ama bir süre bir sessizlik oldu. gözleri başka bir yere bakar gibiydi. Bana döndü. Kaşlarını kaldırdı. Mırıldandı. Anlayamadım. Sonra kafası düştü. Müdahale ettiler hemen. Basınç artmış, şuurunu kaybetmiş dediler. Daha önce de olmuştu. üç gün sonra yine düzelmişti. Bunu hatırlattılar. Ama korkuyorum. Çok korkuyorum. Biliyorum o şimdi dövüşüyor. Her hücresi ile bu hastalığa karşı. Eğer onun elinde olursa o kazanacak. Aklıma kötü şyler getirmek istemiyorum. Ya onun elinde değilse. Diren Albatros. Ne olur diren. Yine kalkacaksın biliyorum. İzmir’e gidecek, anılarına döneceksin en güzel halinle. Korkuyorum ama güveniyorum. Atlatacaksın. Kalkacaksın. Ne olur yoldaşım. Kalk ayağa.

20 Haziran 2011 Pazartesi

Hazırlık

Albatros ve ben gidiyoruz. Albatros kusmalarına devam etse de bilinci açık iki gündür. Artık onun için daha iyi olacağını inandığım bir şehre gidiyoruz. İstanbul için hazırlık yapıyoruz. Gece uyandım saat muhtemelen dört gibi baktım zorla kalkmış bir şeylerini toparlıyor. Canım benim ya! Aklınca yük olmaktan kaçınıyor. O hayatımda gördüğüm en ince, en mütavazı dostum benim. Gittim yanında durdum. Kızacağını bildiğimden ses çıkarmadım. Kafasını kaldırıp bana baktı. Üzüldüğümü görünce gülümsedi. İyiyim ben dedi ve yatağına döndü. Çamaşırlarını ayıklıyormuş.
Albatros iyileşecek bunu hissediyorum. Hele bir İstanbul'a gidelim. Eğer bu dünyada biri bu tümörden kurtulabilecekse o da o dur.
Bir kaç güne çıkıyoruz. Neredeyse unutuyordum ya. Sabah homurdandı biraz. Sen gelmiyorsun, İzmir'e dön gibi şeyler söyledi bana. Ne kadar inatçı. ben de öyleyim ama. Sen iyileşene kadar Albatros ben hiç bir yere gitmiyorum. Eğer işime dönmemi, hayatıma tekrar başlamamı istiyorsan iyileşeceksin. Naber.

18 Haziran 2011 Cumartesi

Uyandı...

Sabah uyandım. Her zamanki gibi Albatros'un yatağına döndüm ve evet mucize, Albatros yatağında doğrulmuş bana gülümsüyordu. Tanrım bu anlatılamayacak bir andı. Hızla kalktım boğazımdan küçük bir çığlık çıkmış. Bana eli ile sus işareti yaptı. Çok sevimliydi. Haber vermek için kalktım ama beni engelledi. O anın tadını çıkarmak istiyordu. Ses çıkarmadım. Ondan sonrası onu benden aldılar. Fakat döndüğünde bıkkındı. Bana yine gülümsedi. Kağıt kalem istedi ve bir şeyler yazmaya başladı. Sonra bana uzattı. Bir öykü anlatıyordu. Tam anlayamadım ama  ne fark eder ki Albatros artık uyandı.
Evet üç gün boyunca kalp atışlarım yavaşlasa da şimdi hızlı atıyor. Tekrar uyuma Albatros. Kalk ayağa lütfen!

15 Haziran 2011 Çarşamba

Korkuyorum


            Dün geceden beri uyumadım. Şu an ne yapacağımı bilmez haldeyim. Tüm vücudum titriyor. Kontrol edemiyorum. Ben şimdi ne yapayım. Canım Albatros, gece boyu istifra etti, sayıkladı. Bir iki lokma yemek vermek istedim daha ilk lokmayı yutar yutmaz çıkardı. Zorla da olsa tedaviye tekrar başlaması için ikna ettim onu.  ilaçlar onu eritiyor. Bunun farkında. Tedaviyi de bu yüzden bırakmıştı sanıyorum. Güçlü olmak istiyor. Gece sayıklarken ayakta ölmek istiyorum dediğini duydum. Ağrıları her geçen an artıyordu. Hissettirmemek için nasıl çabaladığına şahit oluyordum.
            O güzel köpeği Marseilles de kötü bir şeyler olduğunu anladığından olacak gece boyu durmadan havladı. Gece saat üç gibi Albatros ayağa kalktı. Zorla yürüyordu. Dışarı çıkmak istediğini söyledi olmaz dedim rica etti çok üzüldüm ama yine de kabul etmedim. Pek gücü yoktu.  Sonunda pencereye uzanmak istedi. Onun yerine ben uzandım. Geceyi koklamak istiyorum dedi. Derince bir nefes aldı. O kadar güzel gülümsedi ki bir an tamamı ile iyileşti o tümör yok olup gitti sandım. O gülümsemeyi tarif edecek kelimem yok. bana göz kırptı. Gece ne kadar güzel değil mi diye sorduktan sonra yığıldı kaldı. Hemen kaldırdık. Yoğun bakımda. Eğer diğer şeyler işe yaramazsa ameliyat edeceklermiş. Albatros ameliyat istemiyordu. Çok korkuyorum. Kime ne diyeceğimi, kiminle paylaşacağımı da bilmiyorum. Ona bir şey olursa kötü düşünmemeliyim biliyorum.
            Ne olur dostum, ne olur yoldaşım kalk ayağa dayan.
Gülümsemesi gözümden hiç gitmiyor.

14 Haziran 2011 Salı

Kalk Ayağa Albatros


            Bu sabah Albatros’la sert bir tartışma yaptık. Bloğunu silmiş. Nasıl zoruma gitti anlatamam. Çok inatçı. Ne desem tersini yapıyor. Sabah itibari ile bir de kemoterapiye artık son verdiğini açıklamaz mı? Ben başladım söylenmeye hiç sesini çıkarmadı. En sonunda gözlerini bana öyle bir dikip baktı ki ürperdim. Benim hiçbir yöntemim kalmadı. Şimdi uyuyor. Vücudu çok bitkin. On kilo kadar kaybı var. Ona fazla yüklenmek istemiyorum. Bu akşam şansımı bir kere daha deneyeceğim.
            Umuyorum ki bu kez tedaviyi kabul ettirebilirim. Kemo’yu reddederse felaket olur. Çok inatçı, çok!
            Bir de yatağının kenarına karaladığı birkaç kağıt vardı. alabilir miyim dedim elbette dedi. O kadar harika, tatlı bir şeydi ki. Eh be Albatros kalk artık, kalk ayağa…


13 Haziran 2011 Pazartesi

Albatros İyi...


Dün gece boyunca Albatros’un yanı başındaydım. Kemoterapi vücudunu güçsüz düşürmüştü. Zorlukla konuşuyordu. Seçim sonuçlarını bekliyordu. Ben kendime bir buzlu çay yapmıştım. Albatros’un tatlı mı tatlı köpeği Marseilles’e de biraz mama verdim. Albatros bana zorlukla artık gitmemi istediğini söyledi. Başka zaman olsa kesinlikle bu isteğini yerine getireceğimi ama şu anda böyle bir isteği yerine getiremeyeceğimi söyledim. Bana yalnız kalması gerektiğini, bu süreci yalnız atlatması gerektiğini Marseilles’i de almamı ve gitmemi söyledi. Ailesi ile bile paylaşmadığını anlattı. Neredeyse onu dinleyecektim. Neredeyse yine beni etki altına alacaktı. Tam kalkmak üzereydim ki birden bilincini kaybetti. Başı düştü. Ne hale geldiğimi anlatacak söz bulamıyorum. Hemen telefonda ki numarayı aradım. Bana söylediklerini yaptım. Bu doğal diye karşıladı. Basınçtan kaynaklanıyormuş. Gece boyunca o haldeydi. Sabaha doğru kendine geldi. Gülümsüyordu. İlk söylediği şey ise gitmem gerektiğiydi. Canım Albatros, seni bırakır mıyım ben.
Şimdi uyumalıyım. Albatros daha iyi. Ben tükendim. Fak.den iki hafta daha izin alacağım. Veya kovsunlar beni. Çok umurumda değil. Marseilles burnumu yalıyor. Ne tatlı şey bu böyle!

7 Haziran 2011 Salı

NEDEN?

Tanrı neden ihtiyaç duyduğumuzda ortada yoktur Albatros? Bu soruyu sana sormak oldukça komik gelse de soruyorum işte.
Eğer tanrı yoksa biz kime sığınacağız. Gülüyorsun biliyorum. Bana sığınmana gerek yok diyeceksin. Kendim için değil Albatros senin için sığınıyorum. Tıpkı senin onun için yaptığın gibi
Yani sen de uzlaşıyorsun dostum. Ben de senin için uzlaşırsam suçlanamam değil mi:)

SEVGİLİ ALBATROS


            Hayatıma öyle hızlı girdin ki başlarda ne olduğunu bile anlayamadım. Esiyordun, koşuyordun, bazen buradaydın, bazen çok uzaklarda. Seni de çok sevmiştim sevdiklerini de. O kadar kötü espiri yapardın ki sırf kötü oldukları için güldürürdün bizi. Senden öğrenmiştim parlayan ördeğe ışıldak dendiğini!
            Sonra sevdiklerin gittiler teker teker geride sen kaldın yalnızca. Sen de kapılıp bir rüzgara terk ettin beni, bizi.
            Şimdi de zorunlu yolculuğunda yalnızlığı tercih ettin. Keşke tercihini değiştirebilme şansım olduğunu bilebilseydim. Ben cesaret edemezdim yoldaşım. O tekliği, o yalnızlığı kaldıramazdım.
             Nerede ve nasıl olursan ol sen hep yaşayacaksın bizlerin yüreğinde. Hayatıma, hayatlarımıza kattıklarına paha biçilemez. Şimdi sana görevimi tamamlayacağım. Bir kuş havalandı, sırada diğerleri var.
            Geride kalanlar için kalk ayağa, tutun… Bak ben de kanıyorum artık, “en az senin kadar”
            Ve ne olur pes etme. Onlara gitmek istediğini biliyorum. Ama zamanı var yoldaş.